ultrAslan UNI

Fenerbahçe Maçı Koreografi Hikayesi ( AĞLAMA ) !

Atakan Bodan 17 Aralık 2012
Fenerbahçe Maçı Koreografi Hikayesi ( AĞLAMA ) !

Bi gün gelipte karşıma çıkınca …  Yok yazı böyle başlamıyordu. Bu söz nerden çıktı şimdi ? Bu şarkı ne kadar da dilimize takıldı böyle … Dinleye dinleye yazarsak olacağı bu tabi.  :) Neresinden başlasak ki bu hikayenin ? Bu maçla alakalı koreografi fikirleri Manchester koreografisi sonrasında ortaya çıkmaya başlamıştı. Sonrasında ki her gün bir adım daha ileriye götürüldü fikirler… Braga koreografisinde haritanın renginin anlamsız bir şekilde eleştirisi; Manchester maçına saatler kala UEFA’nın  ” kasıtlı ” yasaklamaları sonrasında ilk yapılacak koreografinin Fener maçı olması hedefe kitlenmemiz için ekstra motivasyon oluşturmuştu. Geçen sezon sahalarında kupa kaldırmamız  bu görsel şovun teması olacaktı bu kaçınılmazdı. Fakat konuyu bulmaktan öte konuyu sunuş biçimi çok çok önemliydi …  ” İnce görmek ” gerekliydi …  Malum bestenin sözlerinde ki espri aslında tamamlayıcı unsuru oluşturuyordu …”Şampiyonluk kupası g.tüne girince AĞLAMA FENER AĞLAMA … ” Ağlayan adam ise en son Kadıköy’de  ” saldır fener ”  ( SALDIRAMADI ) yazısı ile düşüşe geçmişti …  Kendi düşen kendi ağlar :)  timsah gözyaşları ile ” Şampiyonluğumuz sonrası yaktıkları yeri söndüreceklerdi … Kontra koreografi ?  Her şey dahil kapak ? Biraz öyle …

 

9 Aralık Pazar … Hadımköy karargahı boyama için hazır. Aslanı boyayarak başlıyoruz. Boyaları hazırlamak için U.Y tertemiz eşofmanları ile kutuların başına geçiyor. O eşofmanın resmini paylaşırsa seviniriz :) Herkes bir işin ucundan tutmak için koşuşturuyor.Orhan abi yine bezlerin maestrosu oluyor … O bezlerin en üst kattan indirilişi,camdan aşağı inmesi ve bütün mahallenin izleyişi apayrı bir koreografi hikayesi olur :)  Standart diyalog: -Bu bezler ne olacak ki ?  -Maçta açılacak maçta abicim. -Üstüne ne yazılacak ? Onu da maç ta görürsün :) Aslanın boyaması başlıyor. Bismillah diyoruz. Allah utandırmasın diyoruz … Her zaman olduğu gibi … Aslanın boyaması bitmeye yakın yemek faslı için Ömür Aydın devreye giriyor … Hadımköy semalarında ki en güzel imece usulü yemek şeklimizin icraatine başlıyoruz. Bir annenin evladına kahvaltı hazırlaması kadar ince düşünülmüş bir çalışma oluyor … Bereketi ve bolluğu ise ayrı. Eee Ömür Aydın varsa bereketli oluyor :)  Boyama bütün haliyle bitiyor.  Çalışmaya ertesi gün devam edilecek. Evlere dağılıyoruz gece yarısı 02:00 suları … Servisin içinde Alkım Karaca realitesi başlıyor … Mikrofon elinde servisimizin kaptanını bile rehin alıyor. Fenomen = Alkım Karaca :) Özellikle Çile Bülbülüm ve Ne desem İnanırsın parçalarını söylerken dinlemeniz şiddetle tavsiye olunur :)

 

İkinci gün çalışmalarına geçmeyelim. 8 Aralık Pazar gününe dönelim. Koreografi öyle ha diyince başlamıyor tabi … Alışverişi ve malzeme temini için Çağrı kardeşşşş  ( E.Ç.Y ) devrede. Emre ve Uğur İnan’ın bu konuda ki profesyonellikleri ise almış başını gidiyor … Çağrı kardeşşşşin tek sıkıntısı İstanbul trafiği. Çok dertli bu konuda çok geç kalıyor her yere  :):):) Çalışmaların yer ve saatini mesaj atıyoruz ama  Çağrı kardeşşş çok hızlı başlamış bile çalışmalara :)

10 Aralık Pazartesi …  Hadımköy’den herkese iyi akşamlar. İkinci parçanın boyaması için tekrar beraberiz. Ağlayan adamın çizimi ve boyaması başlıyor. İşin en esprili kısmı … Onların yapamadıklarını yapıyoruz. Ama biraz ağlıyor biraz da formasında yırtık var …  Kollarından tutuyoruz düşmesin diye :) Boyarken farklı bir takım renkler kullanıyoruz. Boya kutularının üstünde ilginç bir renk tonu var :) bunu ağır olur diye buradan paylaşmıyoruz daha ziyade kişisel hesaplarda görebilirsiniz. Sarı ve lacivertin gerçek tonları bunlar :) Boyama faslı her zaman ki gibi devam ediyor. Fırçaların boya ile olan teması ve ruloların boyayı fazla yememesi için gösterilen ilgi ve alakayı özel hayatlarında kimseye göstermez bu adamlar … Beyler beze basmayalım. Önce kenarlardan başlıyoruz ! Karşılıksız sevmenin ustasıyız ondan böyle !

Boyama bittiğinde adamın yüz ifadesi ve ten rengi ile alakalı başlayan makaranın tamamı buraya yazılırsa Türkiye karışır :) Ertesi gün kupa maçı var o yüzden çalışmalara 1 gün ara veriyoruz …

12 Aralık Çarşamba … Merhaba ASY Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Merhaba #P3  Merhaba #Kediyolu … Kedi yolu ? Orası işin farklı bir kısmı halatlar makaralar … Nesim Abay, Mehmet Türkkan ve Orçun Demirören ile başlayan ekip onlar yükseklerde geziyor :) Malum stadın çizimi için toplanıyoruz … Gündüzünde Kedi yolu’ndaki işler halledildi … Akşamında boyama faslı. Fakat #P3′te istediğimiz alan genişliğini yakalayamıyoruz. Otopark dışında boyama yapıyoruz. Soğuk ? Soğuk değil başka bi şey bu … Hissetmediğin parmak uçlarıyla boyama yapmak sonrasını hissettiğin bir koreografi ile bütünleşiyor … Boyama esnasında çizimin perspektifini üstten görmediğimiz için sürekli bir benzetememe sendromu yaşansa da Mehmet Türkkan’ın survivor ruhu ile çizimi onaylıyoruz. Bu arada çizimde ince detay çalışan Mustafa Dilaver’i ne kadar güzel anıyoruz bilemezsiniz :)

Saat 03:00 suları … Orhan abi’nin arabada uykusuzluğunu gördüğümüzde artık bitirip çıkalım diyoruz … :)  Maç günü yaklaştıkça tempo artıyor… Ertesi gün statta çalışma yapılmıyor ama koşuşturmaca devam ediyor …

(14 Aralık Cuma  - 16 Aralık Pazar ) …  Hayırlı cumalar olsun diyoruz. Cuma namazı sonrası maçın bitimine kadar evi ve uykuyu unutacağız … Son düzlükten önce ki depar misali yardırmanın vaktidir … İşin bu kısmında yapılan çalışmaların detaylarından ziyade buradaki yoğunluğu farklı aktaralım sizlere … Ve inanın bu kısmı işin çok daha güzel.

Soğuk,soğuğun farklı bir tonu … Arena’nın her yeri fazla eser. Konumu bakımıyla etrafında fazla yerleşim olmaması rüzgar koridorlarını açık tutar … Mont,atkı,bere üstünüzde zaten olmak zorunda …Burada üşümek ve soğuktan kastımız bunlara rağmen soğuğu içimizde hissetmemizdir. Boyama ile alakalı kısımlarda son demleri oynarken bunların asılışı ve halatların çekilmesi kısmında ki teknik detaylar işin en yoğun en dikkat gerektiren kısmı … Uğur ve Emre’nin paslaşmaları derinlemesine hesaplamaları Rafet ve Ömür’ün koordinesi ile delicesine bir çalışma başlıyor …  Selçuğun frikik golündeki açısı kadar hassastı boyanan parçaların asılışı ve çekilişi ama her ikisi de adrese gitmek üstüne konsantre idi …  Gecenin karanlığında çalışma hızını daha da alıyordu … Kimin nerede koşturduğunu bulmak zordu. Telsizlerimiz burada imdata yetişiyordu. Kimisi Kedi yolunda kimisi saha içinde kimisi tribünde kimisi P3′te …  Bu çocukları normal hayatta gördüğünüzde belki de onlardan bir şey olmayacak gibi bir düşünce sarar insanları … Galatasaray’lı maçlara gidip geliyor diye adlandırırlar. Hepsi budur sivil hayatta.  ” Maçlara gidip geliyor ”  Size basit gelen bu insanlar o maça gidip gelenler inançlarını sevdalarını yüreklerini bir araya koyduklarında binlerce insanın gözlerinde bir gülümseme bir mutluluk bırakıyorlar … Siz bu hayatta kaç insanı mutluluk ile sınadınız bilmiyoruz ama yürekleriye yorgunlukları ile uykusuzlukları ile  çok kişinin yüzündeki gülümseme oluyor onlar …

Cumayı Cumartesi’ye bağlayan gece 05:00 sularında dağılıyor herkes eve … Sabah çalışmaya devam edeceğiz. 13:00′dan itibaren çalışmalara başlıyoruz. BH’dan kardeşlerimiz ile set pankartını boyamaya başlıyoruz … Hava erken kararıyor artık. Akşamın karanlığı günün çoğuna yer etmiş biçimde. Saat kavramı zaten bizim için önemini çoktan yitirmiş. İşlerin yetişmesi üstüne kurulmuş ” adanmış hayatlar ” Saatler hızla ilerliyordu … 24 saatten daha kısa  bir süre vardı. İş bölümü artıyordu süre kısaldıkça provaların yapılması için her şey daha hızlandırılıyordu. Ama isterseniz 1 ay önceden başlayın son gün istediğiniz saatte bitmezdi çalışma … :)  Kaderin bir cilvesi bu :)

Çalışmalar gecenin karanlık ve soğuğu ile paralel olarak yoğundu … Soğuk bastırıyor uykusuzluk ve yorgunluk katlanıyordu …  Sarı ile Kırmızı gibidir yorgunluk ve uykusuzluk ” parçalı sevdadır” …

Saat 11:30 … Yemek faslındayız. Yorgunluk üstüne yemek yenildiğinde uyku o kadar akla geliyor ki …

saat 05:00 … çok soğuk ! tükenmek değilde hani hayata gider yaparcasına rulolanan kartonlar yine sarı yine kırmızı …  10 dk dinlenmek paha biçilmeyecek kadar değerli ama dinlenmeye başladığında uyku o kadar bastırıyor ki … Uyumak ise ihanet gibi geliyor … Rafet’in gözlerindeki uykusuzluk ve insanları motive etme çabası başkanlığın o zorlu görevlerinden biri … Keza Ömür’de aynen bu durumda. Kartonlara dört koldan saldırmış durumdayız. Arada çıkan aksilikler olsun Allah’a şükür sıkıntı yok devam şeklinde sonlandırılıyor …

Saat 06:00 suları sabah ezanı okunuyor göz kapakları yorgunluk ve uykusuzluğun demini almış … Ama bu görsellik ortaya çıktığında binlerce göz bebeği mutluluk dolacak … Tükenmiyor umudumuz sarı kırmızı var rulomuzda kartonumuzda yüreğimizde ve ruhumuzda … Devam ediyoruz.

Saat 08:00 – Günaydın ? Kime göre neye göre … Çalışmaya devam.

Saat 10:00 … Saat 13:00′da sokakta buluşmak üzere dinlenmeye çekiliyoruz en yakın yerlerde …

2 3 saatlik uyku sonrasında stattayız. Koreografinin açılış anına kadar olan kısım ise bize  her şeyi unutturuyor. Ne yorgunluk ne de uykusuzluk var üstümüzde. Ama biliyoruz ki sağ salim açıktan sonra üstümüzden büyük bir yük kalkacak …

Ve açılış anı … Tarifi mümkün değil,hani ağlamayı pek bilmeyiz biz … Serde erkeklik var. Erkek adam ağlamaz. Ama biz ağlamıyoruz ki. Ağlayanlar suyun öteki yakası bizimkisi mutluluk gözyaşları … Kartonlar açılıyor. Set pankartının o zarifçe inişinde fondaki müzik ile kucaklaşması … 1 2 3 çekkkkkkkkk seslerindeki birliktelik … Baba Gündüz’ün dediği gibiydi her şey. Galatasaraylılık, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıydı. Ve o halatları çekerken biz  ” hep beraber”seviniyorduk.

Belki  de hayat koreografi sonrasında ki başarının sarılma anı kadar kısa ama bir o kadar mutluluk dolu idi .. Gene başarmıştık. Çocuklar gibi sevinmemiz büyükçe işler yapmamızla alakalıydı … Bu çocuklar isterlerse dünyaları ayağa kaldırıyorlardı. İnanıyorlardı,seviyorlardı,mücadele ediyorlardı ama yapıyorlardı … Belki özel hayatlarında onlar yorgun kırık dökük anlaşılmaz veya onları anlamamak için direnenlerle beraberdi … Ama bu anda dünyanın en mükemmel en mutlu insanlarıydı. Maç sonunda suyun öteki yakasına KOYMUŞTUK !

Özetle  #P3 #GS2 #fb1 dert tasa keder 0 idi ... 2012′nin sonuna geldiğimiz bu günlerde bu yıllık bizden bu kadar diyoruz … Basket maçları ile birlikte ortalama 8 koreografi sığdırdık ortalama 1.5 ayda  1 koreografi :) Arada da okula gitmeye çalıştık. Merak etmeyin Allahın izni ile bitmedi koreografiler okullarda bitmiyor tabi :) uzuyor gidiyor …  Öyle işte biraz deli dolu seviyoruz biraz deliyiz biraz  hayata ters gidiyoruz ama başkalarının hayal edemediklerini inceden inceden işliyoruz …

 

Maddi manevi desteklerini bizden hiç esirgemeyen bu koreografinin  olması için bizlere her türlü imkanı bize sağlayan;tribün liderimiz Sayın Sebahattin Şirin ve ultrAslan Başkanı Sayın Oğuz Altay başta olmak üzere ;çalışmalarda bizleri bir dk bile yalnız bırakmayan ve çalışmaların içinde aslında koşuşturmacasıyla koreografi öncesi koreografi yapan Orhan Tolga Balarısı’na, bu çalışmalarda bizlerin hep yanında olan,emek veren  ultrAslan BH – LİSE ve HELL gruplarına,her türlü yardımı yapmaya hazır olan ve bizlerin yanında varlığını sürekli hisettiren uA TAYFA grubundan abilerimize,dualarını ve güzel temennilerini bizden eksik etmeyen  uA Avrupa grubuna, bir kartonu bile yerinde muhafaza eden ve bu çalışmayla gurur duyan BÜYÜK GALATASARAY taraftarına sonsuz teşekkürler.

 

Ayrı bir parantez açıcak olursak bu çalışmaların  beyin fırtınası kısmında daha önce bizlerle bu çalışmalarda olan fakat yüksek lisans nedeni ile yurt dışında olan Roberto Sergio ve Mustafa Engin Karacan’a ve ultrAslan UNI’den gecesini gündünüze katmış olan değerli kardeşlerimize teşekkürü bir borç biliriz. Roberto Sergio ismi size sakın ola dışarıdan birileri ile çalıştığımız kanısını uyandırmasın :) Malum Uğur İnan’ın üstündeki Liverpool montunu görüp İngiltere’den adam tutuyorlar ve başarılı oluyorlar diyecek sivri zekalar mevcut. Hepsi ultrAslan UNI’den içimizden kardeşlerimiz … :)

 

Her çalışma öncesinde söylediğimiz şeyi yineliyoruz. Her çalışmaya Allahın adı ile başlıyoruz ve sonunda şükrediyoruz … Bu işler de ne kadar yol kat edersek edelim hata yapmamak için bolca duaya ihtiyacımız var. Başarının sırrı aslında bu kadar basit. Fakat gereksiz mütevazilik ukalalıktır derler. O sebepten bu işin en iyisi biziz bunu da suyun öteki yakası başta olmak üzere herkes  bi kenara yazsın …

 

Soran olursa ultrAslan dersiniz … Siz zaten bizi iyi bilirsiniz !

 

KOYDUK MU ? AĞLAMA FENER …

 

Not: Sayın Rafet Karanfil’e sormak istiyoruz koreografinin son gecesinde hazırladığı yasa tasarısı ve topladığı imzaları veto ediyor mu ? Yoksa kararlı mı.Ne olduğunu merak edenleri sormaya davet ediyoruz :) :):)

 

 



Yazıyı Beğendiniz mi? Paylaşın!